İnsanın, akıllı düşünen ve bilen bir varlık olmasının insan açısından önemi nedir?

İnsan akıl sahibi, düşünen ve bilen bir varlıktır. Yaratılışından getirdiği bu anlama, bilme ve merak duygusuyla evrende meydana gelen olayları ve düzenli işleyişi araştırmakta, bunların sebebini bulmaya çalışmaktadır.

05 Mart 2012 06:48

İnsan akıl sahibi, düşünen ve bilen bir varlıktır. Yaratılışından getirdiği bu anlama, bilme ve merak duygusuyla evrende meydana gelen olayları ve düzenli işleyişi araştırmakta, bunların sebebini bulmaya çalışmaktadır. Bu gün insanlar aya gidip gelebiliyor, uzay boşluğunda milyonlarca ışık yılı uzaktaki yıldızları gözleyebiliyor, küçük mikroskobik varlıkların boyutlarını ölçebiliyor. Ancak bilgimiz arttıkça öğrenmemiz gereken daha çok şeyin olduğunu anlıyoruz. Merakımız daha da artıyor. Bunları kim yarattı, neden yarattı gibi soruların cevabını arıyoruz. Evrendeki bu düzenin nasıl başlayıp devam ettiğini merak ediyoruz.


1.1.Allah’ın varlığını nasıl anlayabiliriz?

Evrenin var oluşu Allah’ın varlığının en büyük delilidir. İnsanın Allah’ın varlığını anlaması için kendisine, yeryüzüne ve gökyüzüne bakması yeterlidir. Çünkü hiçbir şey tesadüfen, kendiliğinden meydana gelemez. Gözlem ve deneye dayanan, varlığın yapısını ve işleyişini inceleyen pozitif bilimler, evrende bir sebep-sonuç ilişkisi olduğunu; hareket ettirici bir güç olmadan hiçbir şeyin hareket edemeyeceğini belirtir. Bu durum varlık ve olayların tesadüfen meydana gelmesinin mümkün olmadığını ortaya koymaktadır. Çünkü insan aklı, hiçbir şeyin kendiliğinden meydana gelmeyeceğini, her şeyin bir yapıcısının var olduğunu kabul etmektedir. Örneğin hepimizin kullandığı kalem ve defterin bir imalatçısı, okuduğumuz kitabın bir yazarı, duvarda asılı duran resmin bir ressamı, oturduğumuz sıranın bir ustası olduğunu kabul ederiz. Her şeyin bir yapıcısı, bir ustası olduğuna göre, evrenin de bir yapıcısı ve yaratıcısı bulunmaktadır. O da Allah’tır.

Ünlü Fizik bilgini Lord Calvin şöyle diyor: “İyice düşündüğümüzde bilimlerin sizi Allah’ın varlığına inanmaya zorladığını göreceksiniz” Bilim adamı R.C.Eartes’e göre tesadüfe inanmak, içinden çıkılmaz sorular doğurur. “Eğer hayatın tesadüfle bir atom ve moleküllerin birleşerek meydana geldiğine inanılacak olursa, o zaman ortaya akıl bakımından, her şeyi yaratan Allah’ın varlığına inanmaktan çok sorular çıkar” Eartes’in belirttiği gibi şayet Allah’ı yaratan bir yaratıcı olduğu düşünülecek olursa, o yaratıcıyı yaratan başka bir yaratıcının da bulunması gerekir. Aynı şey, bu yaratıcı için de düşünülecektir. Netice olarak sonsuza doğru bir silsile takip edecektir. Bu durum bizi sonuca ulaştıramayacağı gibi, akıl da bunu kabul etmez.

Bütün bu düşünceler sonuçta bizi ve evrendeki varlıkları yaratan ve devam ettiren bir kudretin var olduğu inancına ulaştırır. Bu yüce varlığa Allah diyoruz. Kur’an, bir yaratıcının varlığının şüphe edilmeyecek kadar açık olduğunu şöyle ifade etmektedir: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var?” (İbrahim suresi, 10)

1.2.Allah’ın varlığını bulmada aklın ve ilmin önemi nedir?

Akıl Allah’ın insana verdiği en büyük nimettir. İnsanı diğer varlıklardan ayıran özelliklerden biridir. Akıllı düşünen ve bilen bir varlık olan insan bu yeteneklerini kullandığında Allah’ın varlığını daha iyi kavrar.

Kur’anıkerim’e göre düşünen, araştıran her insan Allah’ın varlığına aklıyla ulaşabilir. Eğer akıl şartlanmamışsa, Allah’ın varlığını kolayca kabul eder. Kur’an bu gerçeği şöyle dile getirir: “Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah’ın varlığının nice delilleri vardır; görmez misiniz?” (Zariyat suresi, 20-21) Başka bir ayette ise Allah’ın varlığına inanmamak aklını kullanmamak olarak kabul edilmiştir. “Allah katında, yeryüzündeki canlıların en kötüsü gerçeği düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.” (Enfal suresi, 22) Ayrıca Kur’an’da Hz. İbrahim’in düşünerek Allah’ın varlığına nasıl ulaştığı anlatılır. Peygamberimize de gelen ilk ayetler öğrenmek, bilmek, araştırmakla ilgilidir. İnsan aklını kullanarak kendisini, çevresini, Rabb’ini tanır ve ona inanır. Yüce Allah Kur’an’da şöyle buyurmaktadır: “Kulları arasında Allah’ın varlığını açıkça görüp saygı gösterenler, bilginlerdir” (Fatır suresi, 28)

1.3.Allah’ın birliği

Bizi Allah’ın varlığına götüren aklımız onun birliğine de götürür. Evrendeki düzen, ahenk, denge, değişme ve gelişim Allah’ın birliğinin en büyük delilidir. Evrene baktığımızda bütün varlıkların bir düzen ve ahenk içinde yaratılış gayesine uygun olarak görevini yerine getirdiğini görmekteyiz. Örneğin, göklerin ve yeryüzünün birbiriyle uyum içinde kusursuz yaratılışı ve işleyişi, yeryüzünün mevsimden mevsime değişik şekillere bürünmesi, yeryüzünün hayat taşıması ve insanın barınması için elverişli olması, gündüzün insanın geçimi, gecenin de onun uyku ve dinlenmesi için yaratılmış olması, yerde ve gökte bulunan her şeyin insanın emrine verilmesi gibi. Görülüyor ki, evrende sürekli bir hareket ve değişim söz konusudur. Çünkü Allah’ın yaratması sadece belirli bir zamana özgü değildir. Onun yaratması her an devam etmektedir. “... O, her an yaratma halindedir.” (Rahman suresi, 29) ayeti bu gerçeğe işaret eder.

Bütün bunlardan anlıyoruz ki, evrene bu düzen ve gayeyi veren ilim, kudret, irade sahibi bir varlığın bulunması gerekmektedir. O varlık da Yüce Allah’tır. Yüce Allah Kur’an’da evrendeki düzen ve ahenge işaret etmekte ve şöyle buyurmaktadır: “...Biz her şeyi belli bir ölçüye göre yarattık.” (Kamer suresi, 49)

Yüce Allah bir ayette Allah’tan başka tanrılar olsaydı, yer ve göğün düzeninin bozulup dağılacağını belirtmiştir.(Enbiya suresi, 22) Başka bir ayette ise birden fazla tanrının olmasının mantık açısından mümkün olmadığı şöyle ifade edilmiştir “...Onunla beraber hiçbir tanrı yoktur. Eğer olsaydı, her biri yarattığına hükmeder ve biri diğerine üstünlük kurmaya kalkardı.” (Müminûn suresi, 91)

Kur’an’da İhlas suresinde Allah’ın varlığı ve birliği en özlü bir şekilde ifade edilmiştir: “Ey Muhammed! De ki, O Allah birdir. Allah hiçbir şeye muhtaç değildir ve her şey ona muhtaçtır. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Hiçbir şey ona denk değildir.”

Peygamberimiz de Allah’ın varlığını anlamamız için, onun yarattıkları hakkında düşünmemizi, öğütlemiştir. “Allah’ın varlığını ve birliğini bulmak için göklere bakın, yeryüzüne bakın, kendinize bakın. Bunların kendiliğinden olup olmadığına bakın. Bütün bunların yaratılışındaki incelikleri düşünün. Çünkü bunlar Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren delillerdir.” ( Hadis )

Özetle gerek yaratılışı, gerekse yaratıldıktan sonraki işleyiş düzeniyle evrende var olan bu mükemmel düzen, denge ve ahenk Allah’ın birliğinin delilidir.

1.4.Allah’ın varlığının ve birliğinin insan açısından önemi nedir?

Allah, en güzel şekilde yarattığı ve akıl verdiği insanın kendisine inanmasını istemekte, kendisinden başka bir varlığa inanmasını bağışlamamaktadır. Bu açıdan her şeye gücü yeten bir ve tek Allah’a inanmak ergenlik çağına girmiş, akıllı her insanın ilk ve asli sorumluluğudur. İnsan böyle bir yaratıcıyı arayıp bulmak için yeterli zihni güce sahiptir. Demek ki, insanın en önemli görevi Allah’ın yarattığı varlıklar üzerinde düşünerek, onun varlığını, birliğini, kudretini kabul etmektir. Kur’an’ın amaçladığı gerçeklere ulaşabilmek için insanın bilerek inanması şarttır. Bu nedenle düşünüp, araştırarak bir seçim yapmak, sonra iman etmek İslâm’da daha değerlidir.

Kur’an mesajının özü tevhittir

Kur’an, mesajının özü tevhittir. Tevhit, Allah’ın varlığına ve birliğine, vahiyle bildirilen gerçeklerin bütününe inanmak demektir. Tevhit, Allah tarafından peygamberler aracılığı ile her topluma önerilen doğru inançtır. Yapılan işler, tevhitten sapıldığı an geçerliliğini yitirir.

Tevhidin ilk şartı, Allah’tan başka ilah tanımamak suretiyle inkâra ve şirke düşmemektir. Kur’an’dan anladığımıza göre, tarih boyunca Allah hakkında ihtilaf ve çekişmeler, onun varlığı ile ilgili olmayıp, nitelikleriyle, özellikle de birliğiyle ilgilidir. Nitekim Kur’an’da Allah’ın birliğini ifade eden ayetler, varlığını belirten ayetlerden çoktur. Bu nedenle Kur’an, yalnızca bir ve tek olan, eşi benzeri bulunmayan Allah’a inanmaya çağırır. Allah’ın zatında, sıfatlarında ve fiillerinde eş ve ortak koşmaya, Allah’ın yanında başka ilahlar edinmeye “şirk”, bu şekilde inanan kimseye de “müşrik” denir. İslam’da şirk en büyük günahtır. Allah Kur’an’da “Allah kendisine ortak koşmayı elbette bağışlamaz” (Nisa suresi, 48) buyurarak, şirkin bağışlanmayacağını haber vermektedir. İnanan bir kimse böyle bir duruma düşmemeye çok özen göstermelidir.

Düzen Belgesi:

Her varlık kendi parçalarıyla bir uyum ve bütünlük içinde olduğu gibi, bütün evren de kendisini oluşturan varlık parçalarıyla bir uyum ve bütünlük içindedir. Bu ise bir düzen ve düzenliliğin varlığını gösteren yanıltmaz bir kanıttır, ve bir Düzenleyici'ye tanıklık eder ki, O da ancak Allah'tır.

Sanat Belgesi:

Atomdan insana, hücreden yıldızlar topluluğuna kadar bütün evrende ince ve baş döndürücü bir sanat göze çarpmaktadır. Evet, bir baştan bir başa evrendeki her eser: çok büyük sanat değerine sahiptir; çok değerlidir; çok kısa zamanda ve çok kolay yapılmaktadır; çok sayıda olmaktadır; karışık ve çeşit çeşittir; süreklidir... Oysa, görünüşe göre, kısa zamanda, çok sayıda, kolay ve karışık yapılan işlerde sanat ve değer olmaması gerekir. Ancak yapan Allah olursa, o zaman herşey değişir ve zıtlar biraraya gelir.

Hikmet/İncelik ve Amaç Belgesi:

Her varlıkta kendine özgü bir amaç izlendiği göze çarpmakta ve bir zerrede bile boş, amaçsızlık, anlamsızlık ve savurganlık sayılacak herhangi bir durum gözlenmemektedir. Oysa, ne madde aleminde, ne bitki ve hayvanat dünyasında, ne de eşya ve olaylarda bilinç ve kavrayış var değildir ki, bu amaçlar zinciri izlenebilsin. Öyle ise, evrendeki bu bilinçli işleyişi, bu hikmet ve amaçları ancak Allah'a dayandırmakla akla yatkın, doğru bir yol tutmuş olabiliriz.


Kur'an Belgesi:

Kur'an-ı Kerim'in Kelamullah (Allah Kelamı/Sözü) olduğunu kanıtlayan bütün deliller, aynı zamanda Allah'ın varlığının da belgeleri durumundadır. Hayatında okula gitmemiş, herhangi bir insandan ders almamış olan Hz. Muhammed’in, etkisi çağlar boyunca bütün dünyayı saracak olan bir kitap yazması imkansızdır. Ayrıca Kur’an’dan önce de bezer kitaplar gönderilmiş ve hepsinde de aynı ana tema: “Allah’tan başka tanrı yoktur” inancı vurgulanmıştır. 
 

Peygamberler Belgesi:

Peygamberler ve özellikle son elçi Hz.Muhammed'in elçiliğini kanıtlayan bütün deliller de, yine Allah'ı anlatan belgelere eklenmelidir.  Çünkü elçilerin varlıklarının amacı, Tevhit, açıkçası Allah'ın varlık ve birliğini duyurmaktır. Öyleyse, her elçinin kendi elçiliğini kanıtlayan bütün delilleri, aynı zamanda bütünüyle Allah'ın varlığına da delil olmaktadır. Birbirinden çok farklı dönemlerde ve çağlarda gönderilen bütün peygamberler, ısrarla aynı konuyu anlatmakta ve insanları bir olan Allah’a çağırmaktadırlar.

Tanrısal Yönlendirme, İçgüdü Belgesi:

Yavru ördek, yumurtadan çıktığı anda yüzmesini becerebiliyor. Kozadan çıkan karıncalar, hemen dehliz kazmaya başlıyor. Arı, çok kısa zamanda sanat harikası olan peteği, örümcek ise, gergef inceliğindeki ağını örebiliyor. Bütün bunlardan anlıyoruz ki, bunlar ve bunlar gibi olanlar başka bir alemde öğretilen bilgiyle ve yaratılıştan gelen bir yetenekle iş görüyorlar. Oysa insan, her şeyi bu dünyada öğrenmek zorundadır; hem de varlıklar arasında yeteneklilik bakımından en kusursuz yaratık olduğu halde. Demek oluyor ki, diğerlerine bu özellikleri veren doğrudan kendileri değil, her yaptığını hikmetle yapan bir Zat'tır ki, onlara böyle bağışta bulunmuştur. Kilometrelerce ötede yumurtalarını bırakıp dönen yılan balıklarının yavruları, yumurtadan çıkar çıkmaz yola koyulur ve annelerini sanki elleriyle koymuş gibi bulurlar. Bunu İlahi bir sevkten başka ne ile açıklayabiliriz? Hayvanlarda gördüğümüz bu olağanüstülük, ancak ve ancak Allah'ın bir vergisi olarak açıklanırsa, işte o zaman buna akli ve mantıki bir açıklama gözüyle bakılabilir. Yoksa, başka her yorum, yalnızca bir safsatadan ileriye gidemez...

 

Yaratılış ve Tarih Belgesi:

Her insanda iyi ve güzele karşı bir sevgi, buna karşılık kötü ve çirkine karşı da bir nefret duygusunun varlığı, tersi hiç kimsenin düşüncesinden bile geçmeyecek açıklıkta bir gerçektir. Demek oluyor ki, bu duygular, ahlaklı davranma ve iyi işler yapma yönündeki yönelişleri, ahlaksızlıktan ve çirkin davranışlardan da nefret verip kaçınmayı sağlayan yapıları bakımından tanıklık etmektedir. Ki, insana iyiyi, güzeli emreden, onu kötülük ve çirkin davranışlardan da yasaklayan düzenin sahibi kim ise, kendisine bu duyguları veren de, O Zat'tır. Bu  Zat da, hiç kuşkusuz Allah'tır.  Dinler tarihi tanıktır ki, beşeriyet/insanlık hiçbir devrini dinsiz geçirmemiştir. Batıl, hatta gülünç bile olsa hemen her devirde bir dine inanmış ve bir manevi sistemi takip etmiştir. Ayrıca, inanmak bir zorunluluk ve gereksinimdir; o yaratılışta vardır. İnsan yaratılışına bu gereksinimi yerleştiren Zat'la, bize inanmayı emreden Zat, aynı Zat'tır. Ve o da Allah'tır.

Duygular Belgesi:

İnsan, binlerce duyguyla donatılmıştır. Her duygu, madde dışı bir ortamdan çağrı niteliği taşır. Ancak insanda bir duygu daha vardır ki, o doğrudan doğruya Yaradan'ı tanıtır. Bu duygu, insanda varolan sonsuzluk duygusudur. Bu duygu nedeniyle insan sürekli sonsuzluk için didinir ve çırpınır. Sonlu olan hiçbir şey, onu gerçek manada doyuramaz. Ve bu duygu, insana başka bir sonlunun etkisiyle verilmiş olamaz. Sonlu olan sebeplerin hiçbiri, bu sonsuzluğu sunamaz. Oysa, bunun varlığı ortadadır, yalanlanması da olası değildir. Öyleyse bu duygu bize, bizi bu duygu ile yaratan Zat tarafından verilmiştir.. Ve, sonsuz yaşamı da yine O verecektir.(anlatım Osman Ay)

 Kaynak: İnancın Gölgesinde-Nil ve İslam'da Allah'a İnanmak-Yenda (sadeleştirerek) www.dinibil.com 

 
Kaynak :
Bu Haber 3497 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Sağ Reklam